ilişkileri düşündüm geçen gün peyoteye giderken...bu aralar sıkça düşündüğüm mevzulardan biri zaten kendisi, "ilişki"lenmek mevzuu yani.
düşünüyorum, doğduğumuz andan itibaren birilerine ilişmek kuralıyla karşılaşıyoruz. memnun olup olmadığımızı, ataş misali birilerine iliştirilmek isteyip istemediğimizi bize soran, bize bırakan yok.
devralınmış yaşama tabularıyla karşılaşıp, kabul edip, ilerde öğretmek üzere kendimizi hazırlayıp, zamanı geldiğinde kullanıp, geberip gidiyoruz işte.. nesini bu kadar abartıyoruz ki tüm bunların?
abartmalar tam da işte düşünmeye başladığında ortaya çıkıyor lakin. tüm o kendini bir yere ait hissetmeme ve soru işaretleri arasında kimselere ilişemeden yalnız ölümlere yol alıyorsun.
anneydi, babaydı, kardeşti, kimin ne düşünerek seçtiği belirsiz kelimelere denk düşen akrabalar, bebeklik arkadaşları, büyüdükçe genişleyen mahalle, okul, iş, internet, dışarısı vs. başlıklarından yola çıkarak kendine açtığın ya da düğmelendiğin ilikler.
en beteri ise aşk işte,
iliğinden, ilişiğinden en çok kan akıtanı, yara yalatanı...
birileri girip tüm düzeni alaşağı edip, ardına bile bakmadan seni hayali diyaloglarla başbaşa bırakıp gidebiliyor.
tüm bunları niye bir taksi penceresinin camındaki ışık yansımalarını izlerken düşünür ki insan?
kendini inandırmaya çalıştığı yalanlar üzerine düşünür insan uçsuz bucaksız, ben kendi yalanımı farkettim tüm bu olanların sonucunda. "ben aşka aşığım" yalanımı hazmettim ben bir taksinin arka koltuğunda, sigaranın külü az kalsın bacağıma düşecekken.
ben aşktan nefret ediyorum aslında, beni düşürdüğü tüm o hallerden nefret ediyorum aslında.
özetini çıkarttım zira;
o oluyorum,
o'nu soluyorum,
o beni söylüyor,
ben konuşamıyorum,
o "yok" oluyor,
ben soluyorum...
nesi hoş ki? nesi heyecanlı?
detayları boşverdiğin andan itibaren, tüm o konuşmaları, hissettirdiklerini, bakışları, dokunmaları, kokuları ve tatları çıkart at, aşk başlıyor, gelişiyor, kanırtıyor ve bitiyor işte. başlar, gelişir ve biter, yeknesak olaylar.
niye bu kadar can acıtır, üzerine kafa patlatılır bölümleri ise hala çözülmesi gereken problemler. umarım yakında bu denklenememeleri de çözebilirim. lütfen...

1 Comments:
Ona delice aşık olmuştum. Bu tutku arada sırada yara alsa da, devam etti. Sonra yoğun ilgi yavaş yavaş yerini hayal kırıklığına bıraktı.Ardından da aslında başka dünyaların, başka zihniyetlerin insanları olduğumuzu düşünmeye başladım.Tabii kolay olmadı durumu kabullenmek. Biten bir aşkta insan önce kandırıldığını düşünüyor. Sanki sevgili, olduğundan farklı görünerek beni aldatmıştı.
Önce kızgınlık, hayıflanma gibi duygular benliği sarıyor. Ama bir süre sonra gerçeği anladım: Bir... Ben onu nasıl görmek istiyorsam öyle görmüşüm. İki... O değişirken, aslında ben de değişmişim. O beni terk ederken, ben de onu geride bırakmış; başka ufuklara doğru yürümüşüm.Yine de bu durum onu sevgiyle anmama engel değil. Çünkü beğensem de, beğenmesem de; aynı fikirde olsam da, olmasam da, o beni zenginleştiren birisiydi...
Yorum Gönder
<< Home